Zafer.53
08.04.2010, 12:39
DOĞA, İNSAN, TOPLUMSAL GELİŞME VE NEDEN DEVRİMLER?
Mehmet ÖZCAN
Doğanın oluşumu, insanın evrim süreci birbirine bağlı güçlerdir. Doğa olmadan ne insan olabilir nede canlı varlıklar oluşabilirlerdi. Doğada gördüğümüz canlı, cansız tüm varlık ve cisimler nesleler birbirine bağlı olarak gelişmiş yaşama ortak olmuşlardır.
Doğada canlı ve cansız varlıklar dediğimiz zaman başta canlılar oksijen, hava olmazsa yaşayamaz. Su olmasa canlılar yaşayamaz. Beslenme olmasa canlılar yaşayamaz. Doğada canlı, ve cansız tüm varlıklar ayrılsada ortak yaşamda birleşmişlerdir.
Canlı türlerin doğal ayıklanma yoluyla evrimin ürünüdür. Fakat insanların toplumsal üretimde bulunarak yaşamalarıyla yeni bir evrimsel gelişme başlar. Genel olarak, canlı türlerin evrimsel gelişmesi organizmanın doğadan ihtiyaçlarını sağlama araç ve yöntemlerinde değişiklik anlamına gelir doğa da canlılar üreyerek çoğalırlar.
İlk önce ’’İnsan nedir?’’ sorusu, insanların kendi kendilerine cevaplandırmak zorunda oldukları ve hayatlarını ona göre düzenledikleri temel sorundur. Marksizm esas itibariyle bu soruya cevap arama girişimidir.
İnsan dan önce bu daima orğanizmaların kendilerinde bazı yapısal değişikler anlamına gelmiştir; sözgelimi, denizde gelişen hayat biçimleri, akciğerlerin gelişmesi sayesinde karada yaşayan hayvan türlerine yol açmışlardır.
Oysa insanda organik yapı değişmez, onun yerine insanlar toplumsal üretim süreci içinde yeni yeni teknikler geliştirirler. Örneğin bugün insanlar uçabiliyorlarsa bu uzun denemeler sonuncunda oluşmuştur.
Yoksa insanlar parüşütle atlaya bilir, kendikendine kanatlarak uçmuyor, İnsanlar beyinleri sayesinde uçma aletlerini ve uçakları icat ederek uçmasını başarmışlardır. Sonra uzay mekiklerini icat ederek ve gökcisimlerini inceliyor ve ulaşabiliyor.
Yarım asır önce insanlar Aya ayak basmayı başardı. Ayı inceledi, Ayda canlı yaşamın olmadığını öğrendi.
Sonra, bugün diğer gezegenlere ulaşmaya incelemeye çalışıyor. Buda insan beynin gelişmesinin ürünü olarak dünya ve doğayı gezegenleri elinin altında ki teknoloji ile idare edebilir duruma gelmiştir. Bugün teknik gelişim yaşamın her alnıda gelişmiştir.
Buna daha açıklık getirecek olursak! İnsan evrimi tekniklerin evrimidir. İnsanlar daha basit tekniklerleden daha yüksek tekniklere doğru ilerledikçe uygarlıklar da ilerlemektedir. Her gelişen teknolojin ve buluşun insan tarafında icat ve imal edildiğini bilmek zorundayız.
Marksizmin toplumsal hayatı yöneten temel yasa olarak ileri sürdüğü varsayım ki, bugüne kadar ne çürütülebilmiş ne de yerine başka bir şey konulabilmiştir. Bu iki ilkeden oluşmuştur.
1)Toplum halinde yaşayan insanlar üretim ilişkileri ile üretim güçlerini mutlaka uyumlu hale getirerek yaşamak zorundadırlar.
2)Üretim ilişkileri bütün kurumları ve bütün faaliyet ve amaçları koşullandırırlar. Üretim olmadan insanlar insan olarak yaşayamazlar ve rahat üretim ilişkileri olmadan başarılı bir şekilde üretimde de, bulunamazlar.
O halde belirli üretim ilişkilerinin varlığı tüm toplumsal hayatın temelidir. Ve toplumsal üretimin gelişmesi sürecinde ne zaman üretim ilişkileri gelişen üretim güçlerine uyumlu olmaktan çıkmışsa!
O zaman yani üretim güçleri ile üretim ilişkilerin arası bozulduktan sonra iki zıt sınıfın uzlaşması ve bir arada yaşaması zordur. İki zıt sınıf arasında yeniden uyum sağlanması mümkün değildir.
Toplumsal yaşam da sınıflar arasında antagonist çelişkiler derinleşmişse iki uzlaşmaz sınıfın bir arada yaşamayı ortadan kaldırmışsa! Eski topluma karşı yeni bir toplumsal devrime ihtiyacı vardır demektir.
Tabii burdan şu sonucuda çıkartmamak gerekir, her toplumsal çelişkiler veya her ayaklanmalar devrime dönüşecek anlamına gelmez. Ama sınıfların çatışması keskinleşerek eski toplumsal yapıyı bozacaktır.
İki zıt sınıfın bir arada yaşaması mümkün değildir. Emek sınıfı ve sermaye sınıfı; iki sınıfın bir arada yaşaması mümkün olmadığına göre, biri diğerini yok etmesi gerekir! Ya kapitalistler emek sınıfını, Faşist bir diktatörlükle yenilgiye ugratarak iktidarının uzatacaktır. Yada kapitalizm yenilerek emek sınıfına iktidarı teslim edecektir.
Emek sınıfı, üreten ve ezilen sınıf olarak toplusal değerlere sahip olabilmesi içinde sermaye sınıfının iktidarına son vererek toplumsal devrime öncülük etmesi için kapitalizme karşı emekçi sınıfın alternatif olduğunu ifade ederek emekçi sınıfın iktidarı sosyalist iktidar kurma mücadelesini geliştirerek, toplumsal devrimin lokomotifi olması gerekir.
Doğada tüm gelişmeler insan beynin gelişmesi ve insanların evrimleşerek doğada bulunan tüm canlı ve cansız varlıkların incelenmesini insanların beyni sayesinde sağlanmıştır.
O halde insanlar olmasa bu gün ne doğa olabilirdi, nede toplumsal üretim ilişkisi nede üretim güçleri olabilirdi.
Toplumların sınıfsal yapısını belirleyen iki ilişki var olmuştur. Üretim ilişkisi ve üretim güçleri tüm toplumların gelişimini belirlemiştir. Marksizm de diyalektik ve tarihi materyalizme göre toplumların yapısını bilimsel bir şekilde incelenmesidir
’’doğada her şey, önü sonu, metafizik süreçle değil, diyalektik süreçle oluşur; doğa, aynı çevre etrafında tek düzen, süresi bir dönüş değildir, gerçek bir tarih yaratıcılığıdır. ’’(F.Engles: Sosyalizmden Ütopiden Bilime Dönüşmesi.)
Materyalizmin tarihi eskidir. Ancak Marksizm tüm materyalizm gelişmesini inceleyerek ve yorumlayarak diyalektik ve tarihi materyalizme göre geliştirmiştir. Yani materyalizmi metafizik ve idealizmden arındırarak diyalektik tarihi materyalizme dönüştürmüştür.
İnsanın beynin gelişmesi evrimleşmesi sonucu doğada yaşaya bilmesi için, ilk önce seslenmeyi, konuşmayı ve yaşamak içinde insanın ihtiyacı olan beslenmek, barınmayı bulduktan sonra, doğa afetlerine ve yabani hayvanlara karşı korunmak için ateşi bulması sonra taşdan av silahlarını yapmayı öğrenmesi ve kendisini korumak içinde ağaç kovuklarında, mağaralarda kendisine barınaklar geliştirmesi ile başlamıştır.
Bu insan beynin süreç içerisinde nasıl hareket edeceğine komut vererek, zaman ve süreç içerisinde tüm doğaya hakim olmasını hükümetmesini bilmiştir.
Ancak insanlar topluluklar ve kabileler arasında yaşarken hep birbirlerine hükmetme içgüdüsü gelişmiştir. İlk insanlar topluluğunda baktığımızda!
İlk insanlar dönemi (ANA ERKİL) dönemi ile başlamıştır. Ancak insanlar arasında erkeklerin fiziki olarak kadınlardan güçlü hale gelmesi sonucu (ANA Erkil) dönemini devirerek (ATA Erkil) dönemini başlatmıştır. Yani erkek egemen toplumuna geçmiş oldu. O günden bugüne kadar erkek eğemen toplumu varlığı halen sürdürmektedir. Halbuysa insan doğa koşullarında erkek-kadın olarak eşittir.
İlkel Komünal toplumda erkek eğemen toplumu, Köleci toplumda erkek eğemen toplumu, Feodal toplumda erkek egemen toplumu, Kapitalist toplumda yine erkek egemen toplumu hakim olmuştur. Erkeklerin fiziki olarak hemcinsine karşı hükmetmesi toplumsal yaşamdan, Aile yaşamına siyaret ederek egemenliğini sürdürmüştür.
İnsan yaşamı boyunca cinslerine, renklerine, ırklarına, dillerine göre ezilip, sömürülmemiştir. Tüm toplumların gelişimine baktığımızda sınıfların varlığı gündeme geldikten sonra! Diğer bir sınıfın üzerinde baskı ve tahakkümünü uygulayarak iktidar olmuşlardır.
’’İnsan, bütün bilgisini, algıları vb. Duyularıyla ve dünyada elde edilen deneylere kazandığına göre dünya öyle düzenlenmeli ki, insan, gerçekten insanca olan her şeyi öğrenip benimsemeli, kedisi insan olarak duymalıdır.’’(K.Mark s. F.Engles: Kutsal Aile)
’’İnsanların yaşam koşullarıyla, toplumsal ilişkileriyle ve sosyal varlıklarıyla birlikte tasarımları, görüş ve kavramları, kısacası bilinçleri de değişmektedir. Bunu anlayabilmek için derin derin düşünmeye gerek var mı?’’ (K.Marks ve F.Engles: Komünist Partisi Manifesto.)
İnsan olabilmek için, insanca yaşayabilmemiz için, ne yapmamız gerekir? Tüm soru burda düğümlenmektedir.
İnsan yaşamı toplumsal bir tarihe dayandığı gibi, toplumların oluşumuda bir toplumsal devrime tekabül etmiştir. Hiç bir toplum insan yaşamında eski toplumu değiştirmeden yerine yeni toplumu inşa etmeden toplumsal bir rahatlamaya kavuşamamıştır.
İlkel Komünal toplumdan sonra başlayan sınıflı toplum geçiş! Köleci topluma geçene kadar. İlkel komünal toplumdan Köleci topluma geçerken insanları köleleştirerek Köleci toplumu oluşturmuşlar. Köleci toplum insan yaşamında en onur kırıcısıdır.
’’Kölelik olmasaydı ne Yunan devleti olabilirdi,ne Roma İmparatorluğu olamazdı. Öte yandan, Yunan bilimi. Kölelik olmasaydı bugünkü Avrupa da olmazdı. Şunu hiçbir zaman unumayalım ki, tüm ekonomik, politik ve bireysel gelişmemizin dayandığı düzen için kölelik gerekli ve geçerliydi. İşte bu anlamda şunu belirtmekte haklıyız: Antik kölelik olmaqsaydı çağsal sosyalizimde olmazdı.’’(F.Engles: Anti Dühring)
Fakat köleci toplum ve (orta çağ karanlığı) asırlarca devam etmiştir. Roma’da Spartaküs adlı köle önderi sayesinde tüm dünyada ilk Köle ayaklanması gerçekleştirmiştir.
Roma’da herne kadarda Spartaküs adlı köle lideri Roma imparatorluğuna karşı yenilmiş, öldürülmüş olsada.
Köleci toplumunda! Kölelerin mücadelesi durmamıştır. Köleci toplumu yıkıp yerine feodal toplumu kurana dek mücadele devam etmiştir.
Köleci toplumun yani (eski) toplumun bağrında yeşerip gelişen feodal topluma bırakacaktır. Köleci toplum toplumsal bir devrimle yerini Feodal topluma bırakmıştır.
Feodal toplum aynı şekilde köylülük toplumu ; toprağa ve tarıma dayalı bir üretim biçimi vardır.
Ama üretim güçleri ve üretim ilişkileri arasında korkunç bir uzlaşmaz çelişki doğurmuştur.
Toprakların ve herşeyin sahibi toprak (ağaları) sahipleri ve serfler arasında ki, eşitsizlik uzlaşmaz çelişki büyürken, diğer tarafdan teknolojinin gelişmesi buharlı makinaların bulunması ve elektiriğin bulunması sonunda sanayinin gelişmesi! Adım adım toplumu toplumsal bir devrimle sanayi devrimine götürmüştür.
Feodal toplumun bağrında Kapitalist toplumun gelişmiştir. Feodal toplumun sonu olurken, Kapitalist topluma geçişde kapitalist burjuvazi kendi devrimini yapmak için burda ilericidir. Burda öncü çünkü; Kapitalist burjuvazidir.
Burjuvazi kendi devrimi yapmaktadır. Burjuvazi kendi iktidarı kapitalist sistemi kurdukdan sonra kapitalist sistemde burjuvazi birlikte hareket ederek feodalizmi yıkanlar burjuva devriminin verdiği özgürlüklerle sarhoşa dönmüşlerdi.
Ancak burjuvazinin emekçi sınıflara verdiği özgürlük kırıntılar şeklinde oluşmuştur. Emeğini burjuvaziye sattığın ölçüde özgürsün! Çalışırsan yarı aç, çalışmazsan tümden açsın.
Kapitalizmin bir artı-değer sömürü sistemine dayandığını ilk zamanda anlaşılmamıştı. Fakat süreç içerisinde emekçi sınıflar, kapitalistlere( patronlara) emeğini satarak yaşamak zorundaydı. Kapitalistler (patronlarda) emekçi sınıfları sömürerek artı-değer sömürüsü sağlayarak emeğin üzerinde kär sağlayarak zenginleşmiştir.
’’Feodal köleliğin kaldırılması, paraları insanlar arasında tek bağlantı haline getiridi. Yapısı gereği gaddar olan ve insancıl, manevi her şeyin karşıtı bulunan mülkiyet, bu sayede paraların insanlar tahta yükseltildi. Ve bu yabancılaşmanın tamamlanması için de, paralar-mülkiyetin yabancılaşan boş soyutlu haline gelen paralar-dünyanın egemeni oldu. İnsan, insan köleliğindeen çıktı, eşyanın kölesi oldu.’’ (F.Engles)
’’Para, dünyamızın tanrısıdır. Burjuva, proletaryanın parasını aldı ve böylece onu tanrısızlaştırdı.(F. Engles)
’’İşçi, kendisi için değil, kapital için üretim yapar. Bu yüzden, onun sadece üretmesi yeterli değildir, artı-değer de üretmesi gerekir... Bundan dolayı, insanın üretici işçi olması bir mutluluk değil, allahın bir lanetidir. ( K.Marks) :Kapital. C.1.
İşte kapitalist sistem emeğin sömürülmesi ve işgücünden artı-değer elde etmesidir. Kapitalist sınıflar emeği sömürerek, işçilerin üzerinden artı-değer sağlayarak zenginliğini artırır ve böylece ucuz iş gücünü ve emeği sömürerek beslenir.
’’Emek, her şeyden önce, insanla doğa arasında bir süreçtir. Bu süreç sırasında insan, kendiyle doğa arasındaki nesne değişimine çalışması ile aracılık eder, onu düzenler ve destekler. İnsan, kendisi de bir doğal güç olarak, doğadaki nesnelerin karşısında yer almıştır. O, dogadeki maddeleri, kendi yaşamına yararlı biçimde özümlemek ( kendine mal etmek)için, organizmadaki doğa güçleri, ellerini ve ayaklarını, zihni ve parmaklarını harekete geçirir. (K.Marks: Kapital c.1)
’’Özel mülkiyeti zayıflatacak ve proletaryanın yaşamını güven altına alacak geniş tedbirlerin gerçekleştirilmesi için bir araç olarak derhal kullanılmayan bir demokrasinin proletaryaya hiç bir faydası yoktur.(K.Marks,F.En gles: Komünist Parti Manifestosu.)
Burdan anlaşılacağı gibi, kapitalis sistemin işçi sınıfına ve emekçi sınıflara vereceği hiç bir demokrasi yoktur. Emekçi sınıfların tek alternatifi vardır. Oda sınıfsız sömürüsüz toplumsal devrimi yaratmaktır. Yoksa proletaryanın burjuva sisteminde burjuva demokrasisi kurtaramayacaktır.
’’Kapitalist tekel, bu tekelin ve onunçatısı altında en yüksek gelişme doruğuna ulaşan üretim tarzının ayak bağı olur. Üretim araçlarının yoğunlaşmasında ve emeğin toplumsallaşmasında öyle bir noktaya gelinir ki, bunlar artık kapitalist kabuğa sığmaz olurlar. Kabuk çatlar, özel mülkiyetinin de son saati gelir.( K.Marks: Kapital. C.1.)
Artık kapitalizmin son saati gelmiştir. Kapitalist özel mülkiyet kabuğa sığmadığı gibi kabuk çatlamış toplumsal devrimi hazırlamıştır.
Dünya da; küresel kapitalist sistem günümüzde iflas ederek büyük bunalımlarını yaşamaktadır. Küresel kapitalizm sosyalist sitemin yıkılması ile bir kez daha toplumları kurtarmak, özgürlüge kavuşturmak, demokrasi dersleri vererek! Sosyalizme karşı alternatif olduğunu ispatlamaya çaılmışdı. Bir anda destekcileri çoğaldı! Eski Marksist geçinen Sovyet Sosyalizmin son satılmış lideri ’’Gorboschow’’ un demokrasinin kapitalizmde olduğunu çarpıtarak söylüyor ve dolar karşılığı emperyalist ülkelerde seminerler veriyordu.
Buna bir anda o kadar taraftar topladı ki, bunların içinde eski sosyalist ve Marksist olduğunu söyleyenler öyle çanak tuttu ki, sanki emek sermaye çelişkisinin olmadığını ispat etmek için Marksizmi tahrif ve revize ettiler. Sınıf mücadelesinin ve sosyalizm karşıtı düşünceler geliştirdiler.
Emekçi sınıfların bir anda beyinlerini durduracaklarını sandılar. Nafile yanıldılar, çok geçmeden küresel kapitalizmin tüm söylemleri ile iflas ederek kapitalizmin emekçi sınıflara vereceği hiç bir şeyin olmadığını ispat etmiştir.
Bazıları sınıf mücadelesi ve Marksizm sözcüklerinden ne kadar nefret ettiklerinede şahit oluyoruz. Sormak gerekir? Acaba Marksizm ve sınıf mücadelesinin dışında? İnsanların eşit ve özgür olması için ne öneriyorsunuz? Marksizm karşısında hangi alternatif düşüncenizi insanlara ne olarak sunacaksınız? Yukarıda insan gelişimi ve doğanın mücadelesini kısaca anlatmaya çalıştım. Tüm insanlık yaşamının bilimsel açıklamasını da Marksizm den bilimsel sosyalizmden, dilimin döndüğünce örnekler vermeye çalıştım.
’’Burjuvazi, sadece kendisini ölüme götüren silahı yapmakla kalmamış, aynı zamanda, bu silahı kendisine karşı kullanacak olan insanları, yani çağdaş işçileri, proletaryayı da yaratmıştır.( K.Marks, F.Engles: Komünist Parti Manifestosu.)
’’Şu ya da bu proleterin yada hatta tüm proletaryanın belirli bir dönemde neyi amaçladığı önemli değildir. Önemli olan sorun şudur: gerçekte proletarya nedir? Ve o, varoluş nedenlerine uygun biçimde tarihsel olarak neleri gerçekleştirmek zorundadır? Proletaryanın amacı çağsal burjuva toplumunun tüm örgütlü tarafından açık-seçik ve değiştirilmesi olanaksız bir tarzda belirlenmiştir.(K.Ma rks, F.Engles . Kutsal Aile)
’’Bilimsel sosyalizm, doktirin değil, harekettir, ilke değil, kanıtlara dayanmaktadır. Çıkış noktaları, şu yda bu felsefe değil,şimdiye kadarki tüm tarihtir ve özellikle bu tarih uygar ülkelerdeki çağsal gerçek ürünlerdir.(F.Engles )
’’Bilimsel sosyalizm, proletaryanın kurtuluş mücadelesindeki tutum ve davranışların teorik ifadesidir.(F.Engles )
Böylece doğanın gelişimini, insanlığın gelişimini, toplumsal gelişim ve devrimlerin kaçılmazlığı sınıflı toplumlarda bir zorunluktur.
Diyalektik ve tarihi materyalizme göre tüm toplumların tarihi bilmsel olarak bir değişime uğraması ve yeni bir topluma geçişe hazırlıkların oluşması ve devrime dönüşmesi için toplumsal devrime hazır olması içinde devrimci sınıfların gelişmesi örgütlenerek birleşik güç olması gerekir.
Hiç bir toplumsal devrim yeni bir devrime hazırlamadan, örgütlenmeden yeni bir toplum biçimine geçilmesi mümkün değildir.
Yani toplumsal devrimin fenomenleri oluşmadan, emekçi sınıflar hazır olmadan devrim yapmak mümkün değildir. Burda vurgu yapmaktan vaz geçemeyeceğim. Devrim yapmak kimsenin isteğine veya örgütlerin özel isteğine bağlı değildir.
O, halde toplumsal sorunlara alternatif olmadan! Kendini bin defa devrim yapmaya aday göster, buna kimi inadırabilirsin? Mümkünmü? Demek ki, toplumsal devrimi sınıfsal devrime dönüştürmek için, toplum bu devrimci-komünist güçlerin misyonuna, iktidara alternatif olacağına! Emekçi sınıflar inanıp destek olmalı ki! Toplumsal Devrim olabilsin...
Mehmet ÖZCAN
Mehmet ÖZCAN
Doğanın oluşumu, insanın evrim süreci birbirine bağlı güçlerdir. Doğa olmadan ne insan olabilir nede canlı varlıklar oluşabilirlerdi. Doğada gördüğümüz canlı, cansız tüm varlık ve cisimler nesleler birbirine bağlı olarak gelişmiş yaşama ortak olmuşlardır.
Doğada canlı ve cansız varlıklar dediğimiz zaman başta canlılar oksijen, hava olmazsa yaşayamaz. Su olmasa canlılar yaşayamaz. Beslenme olmasa canlılar yaşayamaz. Doğada canlı, ve cansız tüm varlıklar ayrılsada ortak yaşamda birleşmişlerdir.
Canlı türlerin doğal ayıklanma yoluyla evrimin ürünüdür. Fakat insanların toplumsal üretimde bulunarak yaşamalarıyla yeni bir evrimsel gelişme başlar. Genel olarak, canlı türlerin evrimsel gelişmesi organizmanın doğadan ihtiyaçlarını sağlama araç ve yöntemlerinde değişiklik anlamına gelir doğa da canlılar üreyerek çoğalırlar.
İlk önce ’’İnsan nedir?’’ sorusu, insanların kendi kendilerine cevaplandırmak zorunda oldukları ve hayatlarını ona göre düzenledikleri temel sorundur. Marksizm esas itibariyle bu soruya cevap arama girişimidir.
İnsan dan önce bu daima orğanizmaların kendilerinde bazı yapısal değişikler anlamına gelmiştir; sözgelimi, denizde gelişen hayat biçimleri, akciğerlerin gelişmesi sayesinde karada yaşayan hayvan türlerine yol açmışlardır.
Oysa insanda organik yapı değişmez, onun yerine insanlar toplumsal üretim süreci içinde yeni yeni teknikler geliştirirler. Örneğin bugün insanlar uçabiliyorlarsa bu uzun denemeler sonuncunda oluşmuştur.
Yoksa insanlar parüşütle atlaya bilir, kendikendine kanatlarak uçmuyor, İnsanlar beyinleri sayesinde uçma aletlerini ve uçakları icat ederek uçmasını başarmışlardır. Sonra uzay mekiklerini icat ederek ve gökcisimlerini inceliyor ve ulaşabiliyor.
Yarım asır önce insanlar Aya ayak basmayı başardı. Ayı inceledi, Ayda canlı yaşamın olmadığını öğrendi.
Sonra, bugün diğer gezegenlere ulaşmaya incelemeye çalışıyor. Buda insan beynin gelişmesinin ürünü olarak dünya ve doğayı gezegenleri elinin altında ki teknoloji ile idare edebilir duruma gelmiştir. Bugün teknik gelişim yaşamın her alnıda gelişmiştir.
Buna daha açıklık getirecek olursak! İnsan evrimi tekniklerin evrimidir. İnsanlar daha basit tekniklerleden daha yüksek tekniklere doğru ilerledikçe uygarlıklar da ilerlemektedir. Her gelişen teknolojin ve buluşun insan tarafında icat ve imal edildiğini bilmek zorundayız.
Marksizmin toplumsal hayatı yöneten temel yasa olarak ileri sürdüğü varsayım ki, bugüne kadar ne çürütülebilmiş ne de yerine başka bir şey konulabilmiştir. Bu iki ilkeden oluşmuştur.
1)Toplum halinde yaşayan insanlar üretim ilişkileri ile üretim güçlerini mutlaka uyumlu hale getirerek yaşamak zorundadırlar.
2)Üretim ilişkileri bütün kurumları ve bütün faaliyet ve amaçları koşullandırırlar. Üretim olmadan insanlar insan olarak yaşayamazlar ve rahat üretim ilişkileri olmadan başarılı bir şekilde üretimde de, bulunamazlar.
O halde belirli üretim ilişkilerinin varlığı tüm toplumsal hayatın temelidir. Ve toplumsal üretimin gelişmesi sürecinde ne zaman üretim ilişkileri gelişen üretim güçlerine uyumlu olmaktan çıkmışsa!
O zaman yani üretim güçleri ile üretim ilişkilerin arası bozulduktan sonra iki zıt sınıfın uzlaşması ve bir arada yaşaması zordur. İki zıt sınıf arasında yeniden uyum sağlanması mümkün değildir.
Toplumsal yaşam da sınıflar arasında antagonist çelişkiler derinleşmişse iki uzlaşmaz sınıfın bir arada yaşamayı ortadan kaldırmışsa! Eski topluma karşı yeni bir toplumsal devrime ihtiyacı vardır demektir.
Tabii burdan şu sonucuda çıkartmamak gerekir, her toplumsal çelişkiler veya her ayaklanmalar devrime dönüşecek anlamına gelmez. Ama sınıfların çatışması keskinleşerek eski toplumsal yapıyı bozacaktır.
İki zıt sınıfın bir arada yaşaması mümkün değildir. Emek sınıfı ve sermaye sınıfı; iki sınıfın bir arada yaşaması mümkün olmadığına göre, biri diğerini yok etmesi gerekir! Ya kapitalistler emek sınıfını, Faşist bir diktatörlükle yenilgiye ugratarak iktidarının uzatacaktır. Yada kapitalizm yenilerek emek sınıfına iktidarı teslim edecektir.
Emek sınıfı, üreten ve ezilen sınıf olarak toplusal değerlere sahip olabilmesi içinde sermaye sınıfının iktidarına son vererek toplumsal devrime öncülük etmesi için kapitalizme karşı emekçi sınıfın alternatif olduğunu ifade ederek emekçi sınıfın iktidarı sosyalist iktidar kurma mücadelesini geliştirerek, toplumsal devrimin lokomotifi olması gerekir.
Doğada tüm gelişmeler insan beynin gelişmesi ve insanların evrimleşerek doğada bulunan tüm canlı ve cansız varlıkların incelenmesini insanların beyni sayesinde sağlanmıştır.
O halde insanlar olmasa bu gün ne doğa olabilirdi, nede toplumsal üretim ilişkisi nede üretim güçleri olabilirdi.
Toplumların sınıfsal yapısını belirleyen iki ilişki var olmuştur. Üretim ilişkisi ve üretim güçleri tüm toplumların gelişimini belirlemiştir. Marksizm de diyalektik ve tarihi materyalizme göre toplumların yapısını bilimsel bir şekilde incelenmesidir
’’doğada her şey, önü sonu, metafizik süreçle değil, diyalektik süreçle oluşur; doğa, aynı çevre etrafında tek düzen, süresi bir dönüş değildir, gerçek bir tarih yaratıcılığıdır. ’’(F.Engles: Sosyalizmden Ütopiden Bilime Dönüşmesi.)
Materyalizmin tarihi eskidir. Ancak Marksizm tüm materyalizm gelişmesini inceleyerek ve yorumlayarak diyalektik ve tarihi materyalizme göre geliştirmiştir. Yani materyalizmi metafizik ve idealizmden arındırarak diyalektik tarihi materyalizme dönüştürmüştür.
İnsanın beynin gelişmesi evrimleşmesi sonucu doğada yaşaya bilmesi için, ilk önce seslenmeyi, konuşmayı ve yaşamak içinde insanın ihtiyacı olan beslenmek, barınmayı bulduktan sonra, doğa afetlerine ve yabani hayvanlara karşı korunmak için ateşi bulması sonra taşdan av silahlarını yapmayı öğrenmesi ve kendisini korumak içinde ağaç kovuklarında, mağaralarda kendisine barınaklar geliştirmesi ile başlamıştır.
Bu insan beynin süreç içerisinde nasıl hareket edeceğine komut vererek, zaman ve süreç içerisinde tüm doğaya hakim olmasını hükümetmesini bilmiştir.
Ancak insanlar topluluklar ve kabileler arasında yaşarken hep birbirlerine hükmetme içgüdüsü gelişmiştir. İlk insanlar topluluğunda baktığımızda!
İlk insanlar dönemi (ANA ERKİL) dönemi ile başlamıştır. Ancak insanlar arasında erkeklerin fiziki olarak kadınlardan güçlü hale gelmesi sonucu (ANA Erkil) dönemini devirerek (ATA Erkil) dönemini başlatmıştır. Yani erkek egemen toplumuna geçmiş oldu. O günden bugüne kadar erkek eğemen toplumu varlığı halen sürdürmektedir. Halbuysa insan doğa koşullarında erkek-kadın olarak eşittir.
İlkel Komünal toplumda erkek eğemen toplumu, Köleci toplumda erkek eğemen toplumu, Feodal toplumda erkek egemen toplumu, Kapitalist toplumda yine erkek egemen toplumu hakim olmuştur. Erkeklerin fiziki olarak hemcinsine karşı hükmetmesi toplumsal yaşamdan, Aile yaşamına siyaret ederek egemenliğini sürdürmüştür.
İnsan yaşamı boyunca cinslerine, renklerine, ırklarına, dillerine göre ezilip, sömürülmemiştir. Tüm toplumların gelişimine baktığımızda sınıfların varlığı gündeme geldikten sonra! Diğer bir sınıfın üzerinde baskı ve tahakkümünü uygulayarak iktidar olmuşlardır.
’’İnsan, bütün bilgisini, algıları vb. Duyularıyla ve dünyada elde edilen deneylere kazandığına göre dünya öyle düzenlenmeli ki, insan, gerçekten insanca olan her şeyi öğrenip benimsemeli, kedisi insan olarak duymalıdır.’’(K.Mark s. F.Engles: Kutsal Aile)
’’İnsanların yaşam koşullarıyla, toplumsal ilişkileriyle ve sosyal varlıklarıyla birlikte tasarımları, görüş ve kavramları, kısacası bilinçleri de değişmektedir. Bunu anlayabilmek için derin derin düşünmeye gerek var mı?’’ (K.Marks ve F.Engles: Komünist Partisi Manifesto.)
İnsan olabilmek için, insanca yaşayabilmemiz için, ne yapmamız gerekir? Tüm soru burda düğümlenmektedir.
İnsan yaşamı toplumsal bir tarihe dayandığı gibi, toplumların oluşumuda bir toplumsal devrime tekabül etmiştir. Hiç bir toplum insan yaşamında eski toplumu değiştirmeden yerine yeni toplumu inşa etmeden toplumsal bir rahatlamaya kavuşamamıştır.
İlkel Komünal toplumdan sonra başlayan sınıflı toplum geçiş! Köleci topluma geçene kadar. İlkel komünal toplumdan Köleci topluma geçerken insanları köleleştirerek Köleci toplumu oluşturmuşlar. Köleci toplum insan yaşamında en onur kırıcısıdır.
’’Kölelik olmasaydı ne Yunan devleti olabilirdi,ne Roma İmparatorluğu olamazdı. Öte yandan, Yunan bilimi. Kölelik olmasaydı bugünkü Avrupa da olmazdı. Şunu hiçbir zaman unumayalım ki, tüm ekonomik, politik ve bireysel gelişmemizin dayandığı düzen için kölelik gerekli ve geçerliydi. İşte bu anlamda şunu belirtmekte haklıyız: Antik kölelik olmaqsaydı çağsal sosyalizimde olmazdı.’’(F.Engles: Anti Dühring)
Fakat köleci toplum ve (orta çağ karanlığı) asırlarca devam etmiştir. Roma’da Spartaküs adlı köle önderi sayesinde tüm dünyada ilk Köle ayaklanması gerçekleştirmiştir.
Roma’da herne kadarda Spartaküs adlı köle lideri Roma imparatorluğuna karşı yenilmiş, öldürülmüş olsada.
Köleci toplumunda! Kölelerin mücadelesi durmamıştır. Köleci toplumu yıkıp yerine feodal toplumu kurana dek mücadele devam etmiştir.
Köleci toplumun yani (eski) toplumun bağrında yeşerip gelişen feodal topluma bırakacaktır. Köleci toplum toplumsal bir devrimle yerini Feodal topluma bırakmıştır.
Feodal toplum aynı şekilde köylülük toplumu ; toprağa ve tarıma dayalı bir üretim biçimi vardır.
Ama üretim güçleri ve üretim ilişkileri arasında korkunç bir uzlaşmaz çelişki doğurmuştur.
Toprakların ve herşeyin sahibi toprak (ağaları) sahipleri ve serfler arasında ki, eşitsizlik uzlaşmaz çelişki büyürken, diğer tarafdan teknolojinin gelişmesi buharlı makinaların bulunması ve elektiriğin bulunması sonunda sanayinin gelişmesi! Adım adım toplumu toplumsal bir devrimle sanayi devrimine götürmüştür.
Feodal toplumun bağrında Kapitalist toplumun gelişmiştir. Feodal toplumun sonu olurken, Kapitalist topluma geçişde kapitalist burjuvazi kendi devrimini yapmak için burda ilericidir. Burda öncü çünkü; Kapitalist burjuvazidir.
Burjuvazi kendi devrimi yapmaktadır. Burjuvazi kendi iktidarı kapitalist sistemi kurdukdan sonra kapitalist sistemde burjuvazi birlikte hareket ederek feodalizmi yıkanlar burjuva devriminin verdiği özgürlüklerle sarhoşa dönmüşlerdi.
Ancak burjuvazinin emekçi sınıflara verdiği özgürlük kırıntılar şeklinde oluşmuştur. Emeğini burjuvaziye sattığın ölçüde özgürsün! Çalışırsan yarı aç, çalışmazsan tümden açsın.
Kapitalizmin bir artı-değer sömürü sistemine dayandığını ilk zamanda anlaşılmamıştı. Fakat süreç içerisinde emekçi sınıflar, kapitalistlere( patronlara) emeğini satarak yaşamak zorundaydı. Kapitalistler (patronlarda) emekçi sınıfları sömürerek artı-değer sömürüsü sağlayarak emeğin üzerinde kär sağlayarak zenginleşmiştir.
’’Feodal köleliğin kaldırılması, paraları insanlar arasında tek bağlantı haline getiridi. Yapısı gereği gaddar olan ve insancıl, manevi her şeyin karşıtı bulunan mülkiyet, bu sayede paraların insanlar tahta yükseltildi. Ve bu yabancılaşmanın tamamlanması için de, paralar-mülkiyetin yabancılaşan boş soyutlu haline gelen paralar-dünyanın egemeni oldu. İnsan, insan köleliğindeen çıktı, eşyanın kölesi oldu.’’ (F.Engles)
’’Para, dünyamızın tanrısıdır. Burjuva, proletaryanın parasını aldı ve böylece onu tanrısızlaştırdı.(F. Engles)
’’İşçi, kendisi için değil, kapital için üretim yapar. Bu yüzden, onun sadece üretmesi yeterli değildir, artı-değer de üretmesi gerekir... Bundan dolayı, insanın üretici işçi olması bir mutluluk değil, allahın bir lanetidir. ( K.Marks) :Kapital. C.1.
İşte kapitalist sistem emeğin sömürülmesi ve işgücünden artı-değer elde etmesidir. Kapitalist sınıflar emeği sömürerek, işçilerin üzerinden artı-değer sağlayarak zenginliğini artırır ve böylece ucuz iş gücünü ve emeği sömürerek beslenir.
’’Emek, her şeyden önce, insanla doğa arasında bir süreçtir. Bu süreç sırasında insan, kendiyle doğa arasındaki nesne değişimine çalışması ile aracılık eder, onu düzenler ve destekler. İnsan, kendisi de bir doğal güç olarak, doğadaki nesnelerin karşısında yer almıştır. O, dogadeki maddeleri, kendi yaşamına yararlı biçimde özümlemek ( kendine mal etmek)için, organizmadaki doğa güçleri, ellerini ve ayaklarını, zihni ve parmaklarını harekete geçirir. (K.Marks: Kapital c.1)
’’Özel mülkiyeti zayıflatacak ve proletaryanın yaşamını güven altına alacak geniş tedbirlerin gerçekleştirilmesi için bir araç olarak derhal kullanılmayan bir demokrasinin proletaryaya hiç bir faydası yoktur.(K.Marks,F.En gles: Komünist Parti Manifestosu.)
Burdan anlaşılacağı gibi, kapitalis sistemin işçi sınıfına ve emekçi sınıflara vereceği hiç bir demokrasi yoktur. Emekçi sınıfların tek alternatifi vardır. Oda sınıfsız sömürüsüz toplumsal devrimi yaratmaktır. Yoksa proletaryanın burjuva sisteminde burjuva demokrasisi kurtaramayacaktır.
’’Kapitalist tekel, bu tekelin ve onunçatısı altında en yüksek gelişme doruğuna ulaşan üretim tarzının ayak bağı olur. Üretim araçlarının yoğunlaşmasında ve emeğin toplumsallaşmasında öyle bir noktaya gelinir ki, bunlar artık kapitalist kabuğa sığmaz olurlar. Kabuk çatlar, özel mülkiyetinin de son saati gelir.( K.Marks: Kapital. C.1.)
Artık kapitalizmin son saati gelmiştir. Kapitalist özel mülkiyet kabuğa sığmadığı gibi kabuk çatlamış toplumsal devrimi hazırlamıştır.
Dünya da; küresel kapitalist sistem günümüzde iflas ederek büyük bunalımlarını yaşamaktadır. Küresel kapitalizm sosyalist sitemin yıkılması ile bir kez daha toplumları kurtarmak, özgürlüge kavuşturmak, demokrasi dersleri vererek! Sosyalizme karşı alternatif olduğunu ispatlamaya çaılmışdı. Bir anda destekcileri çoğaldı! Eski Marksist geçinen Sovyet Sosyalizmin son satılmış lideri ’’Gorboschow’’ un demokrasinin kapitalizmde olduğunu çarpıtarak söylüyor ve dolar karşılığı emperyalist ülkelerde seminerler veriyordu.
Buna bir anda o kadar taraftar topladı ki, bunların içinde eski sosyalist ve Marksist olduğunu söyleyenler öyle çanak tuttu ki, sanki emek sermaye çelişkisinin olmadığını ispat etmek için Marksizmi tahrif ve revize ettiler. Sınıf mücadelesinin ve sosyalizm karşıtı düşünceler geliştirdiler.
Emekçi sınıfların bir anda beyinlerini durduracaklarını sandılar. Nafile yanıldılar, çok geçmeden küresel kapitalizmin tüm söylemleri ile iflas ederek kapitalizmin emekçi sınıflara vereceği hiç bir şeyin olmadığını ispat etmiştir.
Bazıları sınıf mücadelesi ve Marksizm sözcüklerinden ne kadar nefret ettiklerinede şahit oluyoruz. Sormak gerekir? Acaba Marksizm ve sınıf mücadelesinin dışında? İnsanların eşit ve özgür olması için ne öneriyorsunuz? Marksizm karşısında hangi alternatif düşüncenizi insanlara ne olarak sunacaksınız? Yukarıda insan gelişimi ve doğanın mücadelesini kısaca anlatmaya çalıştım. Tüm insanlık yaşamının bilimsel açıklamasını da Marksizm den bilimsel sosyalizmden, dilimin döndüğünce örnekler vermeye çalıştım.
’’Burjuvazi, sadece kendisini ölüme götüren silahı yapmakla kalmamış, aynı zamanda, bu silahı kendisine karşı kullanacak olan insanları, yani çağdaş işçileri, proletaryayı da yaratmıştır.( K.Marks, F.Engles: Komünist Parti Manifestosu.)
’’Şu ya da bu proleterin yada hatta tüm proletaryanın belirli bir dönemde neyi amaçladığı önemli değildir. Önemli olan sorun şudur: gerçekte proletarya nedir? Ve o, varoluş nedenlerine uygun biçimde tarihsel olarak neleri gerçekleştirmek zorundadır? Proletaryanın amacı çağsal burjuva toplumunun tüm örgütlü tarafından açık-seçik ve değiştirilmesi olanaksız bir tarzda belirlenmiştir.(K.Ma rks, F.Engles . Kutsal Aile)
’’Bilimsel sosyalizm, doktirin değil, harekettir, ilke değil, kanıtlara dayanmaktadır. Çıkış noktaları, şu yda bu felsefe değil,şimdiye kadarki tüm tarihtir ve özellikle bu tarih uygar ülkelerdeki çağsal gerçek ürünlerdir.(F.Engles )
’’Bilimsel sosyalizm, proletaryanın kurtuluş mücadelesindeki tutum ve davranışların teorik ifadesidir.(F.Engles )
Böylece doğanın gelişimini, insanlığın gelişimini, toplumsal gelişim ve devrimlerin kaçılmazlığı sınıflı toplumlarda bir zorunluktur.
Diyalektik ve tarihi materyalizme göre tüm toplumların tarihi bilmsel olarak bir değişime uğraması ve yeni bir topluma geçişe hazırlıkların oluşması ve devrime dönüşmesi için toplumsal devrime hazır olması içinde devrimci sınıfların gelişmesi örgütlenerek birleşik güç olması gerekir.
Hiç bir toplumsal devrim yeni bir devrime hazırlamadan, örgütlenmeden yeni bir toplum biçimine geçilmesi mümkün değildir.
Yani toplumsal devrimin fenomenleri oluşmadan, emekçi sınıflar hazır olmadan devrim yapmak mümkün değildir. Burda vurgu yapmaktan vaz geçemeyeceğim. Devrim yapmak kimsenin isteğine veya örgütlerin özel isteğine bağlı değildir.
O, halde toplumsal sorunlara alternatif olmadan! Kendini bin defa devrim yapmaya aday göster, buna kimi inadırabilirsin? Mümkünmü? Demek ki, toplumsal devrimi sınıfsal devrime dönüştürmek için, toplum bu devrimci-komünist güçlerin misyonuna, iktidara alternatif olacağına! Emekçi sınıflar inanıp destek olmalı ki! Toplumsal Devrim olabilsin...
Mehmet ÖZCAN